İş Dünyasının En Büyük Bahanesi: \"Adamlar Çok Şanslıydı\"

İş dünyasında “şans” kelimesinden hiç hoşlanmıyorum.
Ne zaman bir ürün ya da servis çok büyük bir başarı yakalasa, hemen arkasında bir şeyler aramaya başlarız. Yok canım kesin rakamları abartıyorlardır ya da “hile” yapmışlardır vs…
Hadi bunlar kötü niyetli bakış açıları, bunların üzerine konuşmaya gerek yok ama bence en tehlikelisi yakalanmış başarıyı “güzel bir tesadüfe” bağlama huyumuz.
Haber değeri olduğu için “şanslı buluşlar”ı hiç aklımızdan çıkartmayız… Kauçuğu ortaya çıkaran, dökülmüş bir kimyasal veya penisilini var eden unutulmuş bir petri kabı gibi hikayeleri hepimiz duymuşuzdur.
Bu aslında hepimizi rahatlatan bir hikaye. Büyük başarıların tamamen rastgele olduğunu, adeta piyangodan büyük ikramiyeyi kazanmak gibi olduğunu hissettiriyor. Bu da insanlara, neden kendilerinin de böyle büyük bir başarıya imza atamadıklarına dair güzel bir bahane sunuyor.
Ama gerçekten bir ürün ortaya koyan bir girişimci ya da geliştiriciyseniz, “şans”ın sadece başkalarına satılan bir yalan olduğunu bilirsiniz.
Öylece takılıp düşerek haksız bir rekabet avantajı elde etmemiz pek mümkün değil. Bunun yerine, o kadar hızlı hareket eden bir sistem kurmalıyız ki, sonunda bir şeylerin birbiriyle çarpışıp kıvılcım çıkarması kaçınılmaz olsun.
Gelin gerçeklerle yüzleşelim: 1800 ile 1970 yılları arasındaki en büyük 14 “tesadüfi” icadın 11’i, son derece planlı ve yapılandırılmış araştırmalar sırasında ortaya çıktı.
Hiçbiri rastgele değildi. Ortaya çıkan o büyük buluş belki de asıl hedef değildi, ama o asıl hedef, süreci yürüten kişiyi harekete geçirmişti.
Yani tesadüfleri biz tasarlayamayız. Bizim yapmamız gereken şey, o tesadüfün gerçekleşmesini mümkün kılacak ivmeyi yaratmak.
“Başarısızlığın” Tarihsel Örüntüsü
Tarihe biraz yakından bakarsak, tesadüfi icatların çok belirgin bir ortak noktası olduğunu görebiliriz: Genellikle insanlar agresif bir şekilde başka bir şey inşa etmeye çalışırken ortaya çıkıyorlar.
-
Sentetik Boyalar: William Perkin, yanlışlıkla soluk mor (mauve) boyayı buldu ve koca bir sentetik endüstriyel kimya sektörünün doğmasına neden oldu. Çünkü asıl amacı olan, sıtmaya karşı kinin sentezleme işinde başarısız oluyordu.
-
Telefon: Alexander Graham Bell’in o büyük atılımı, sadece asistanı Watson’ın harmonik bir telgrafı tamir etmeye çalışırken bir iletim çubuğunu sıkıştırması sayesinde gerçekleşti.
-
Güvenlik Camı: 1903’te Édouard Bénédictus bir cam şişeyi elinden düşürdü. Şişe paramparça oldu ama dağılmadı, şeklini korudu. Neden mi? Çünkü içindeki sıvı kolodyon buharlaşmış ve geriye plastik bir film tabakası bırakmıştı. Amacı araba ön camı icat etmek değildi; o sadece günlük deneylerini yapıyordu.
-
Polietilen: Hans von Pechmann, tamamen farklı bir kimyasalın ayrışmasını incelerken dünyanın en yaygın plastiğini tesadüfen buldu.
Elimizdeki veriler, bu 14 tarihi “tesadüfün” 8’inin kimya alanındaki icatlar olduğunu gösteriyor.
Peki ama neden?
Çünkü kimya kapalı bir kutu gibidir. Girdileri karıştırırsınız ve elde ettiğiniz çıktılar sizi şaşırtır.
Makine mühendisliği ise çok daha öngörülebilirdir; yanlışlıkla bir makine icat edemezsiniz.
Şans ile ilgili idrak etmemiz gereken en önemli nokta; son derece karmaşık ve bilinmezliğin yüksek olduğu ortamlarda çalışmaya devam ettiğimizde, bu çaba muazzam ikincil çarpışmalara ve yepyeni keşiflere yol açıyor.
Günümüzdeki Karşılığı: Yapay Zeka ve Yazılım
Şimdi günümüze gelelim. Oyun alanı kimya laboratuvarlarından kod tabanlarına kaydı, ancak örüntü tamamen aynı.
Şu an elimizdeki en kapalı ve en öngörülemez ortam Yapay Zeka (AI). Ve “tesadüfler” giderek birikmeye başlıyor.
Örneğin “Düşünce Zinciri” (Chain of Thought) komutlarını ele alalım.
Büyük Dil Modellerinin karmaşık mantık sorunlarını adım adım “düşünerek” çözmesinin temelinde şu an bu yatıyor. Ama bu yöntem, yapay zekanın geleceğini planlayan bir grup Google mühendisi tarafından toplantı odalarında icat edilmedi.
2020 yılında, 4chan’deki oyuncuların AI Dungeon adlı bir RPG (Rol Yapma Oyunu) ile eğlenirken tesadüfen buldukları bir şeydi.
Oyuncular, yapay zeka tarafından kontrol edilen karakteri “rolde kal”maya ve problem çözme adımlarını tek tek yazmaya zorladılar.
Bunu yaparak, modelin aniden doğru matematiksel cevaplar hesaplayabildiğini fark ettiler. Bunu resmileştiren akademik makaleler ise tam iki yıl sonra geldi.
Ya da donanım tarafına bakalım.
Daha birkaç hafta önce, Mart 2026’da USC (Güney Kaliforniya Üniversitesi) bilim insanları, 700 derece sıcaklığa dayanabilen ve yapay zeka matris çarpımlarını rekor hızlarda çalıştırabilen devrim niteliğinde bir bellek çipi geliştirdi.
Peki bu nasıl oldu?
Ekip aslında grafen kullanarak bambaşka türde bir cihaz yapmaya çalışıyordu. Başarısız oldular. Ama o başarısızlığın yan ürünü, nesillere damga vuracak bir donanım atılımı oldu.
Yani bu şans eseri gibi gözüken başarılara ulaşanlar zaten sürekli deniyorlardı. Büyük buluş, sadece bu denemelerin getirdiği güzel bir yan etkiydi.
“Şans” ya da “Şanssızlık” Nedir?
Günümüzde çoğu işletme öngörülebilirliğe takıntılı durumda. Harcanan her mühendislik saati ve her pazarlama doları için garantili bir yatırım getirisi istiyorlar.
Ama işimizi, her türlü değişkeni ortadan kaldıracak kadar aşırı derecede optimize edersek, ne yazık ki güzel tesadüflere yer bırakacak o alanı da yok etmiş oluruz.
Bu cümlenin altını bir deneyle çizmek istiyorum.
Psikolog Richard Wiseman, neden bazı insanların her zaman doğru fırsatları yakaladığını yani neden “şanslı” olduklarını incelemek için neredeyse tüm kariyerini harcayan bir insan.
Wiseman bir deney ile bu sosyolojik olgunun temellerine inmek istedi ve bunun için “Şans Projesi” adında bir deney başlattı.
İlk yaptığı şey, ulusal gazetelere ve dergilere ilanlar vermek oldu.
İlanlarda temel olarak şu yazıyordu:
“Kendinizi son derece şanslı veya son derece şanssız biri olarak mı görüyorsunuz? Bizimle iletişime geçin.”
400’den fazla kişi yanıt verdi. Wiseman onları tamamen kendi hayatlarını nasıl gördüklerine göre kategorize etti.
-
“Şanslı” Grup: İyi şeylerin kendiliğinden başlarına geldiğini söyleyenlerden oluşuyordu. Doğru zamanda doğru yerde olduklarına inanıyorlardı.
-
“Şanssız” Grup: Hayatlarının sürekli kötü giden olaylar, kaçırılmış fırsatlar ve başarısızlıklar silsilesi olduğunu belirtenlerden oluşuyordu.
Wiseman bu iki grubu bir odaya koydu, ellerine bir gazete verdi ve onlara net bir hedef koydu:
“Bu gazetedeki fotoğrafların tam sayısını sayın. Doğru bilirseniz 500 Sterlin kazanacaksınız.”
Her iki grup da çılgınlar gibi saymaya başladı. Ama ikinci sayfaya Wiseman kocaman, yarım sayfa boyutunda bir ilan yerleştirmişti:
“Saymayı bırakın. Bu gazetede 43 fotoğraf var. Bunu gözetmene söyleyin ve paranızı alın.”
Kendini “şanslı” ilan eden istisnasız herkes bu ilanı gördü, saymayı bıraktı ve parasını aldı. “Şanssız” olanların ise neredeyse hiçbiri ilanı görmedi.
Gazetenin sonuna doğru şöyle diyen bir yarım sayfa ilan daha vardı:
“Bunu görürseniz, gözetmene bonus turunda olduğunuzu söyleyin, ekstra para kazanacaksınız.”
İstatistikler yine şaşırtmadı. Şanslı insanların hepsi bunu görürken, şanssız insanların yine neredeyse hiçbiri bunu fark edemedi.
Şanslı insanlar olasılıklara her zaman daha açıktır. Odaklanmışlardır ama aynı zamanda rahattırlar.
Şanssız insanlar ise doğru şeyi yapmaya o kadar odaklanmışlardır ki, bazen asıl büyük resmi tamamen kaçırırlar.
Neden mi?
Çünkü “şanssız” insanlar deneye kaygılı bir şekilde katıldılar ve başarılı olmak için kendilerini çok fazla zorlamaları gerektiğine inanıyorlardı; bu kaygı onlarda çok dar, lazer gibi keskin bir odaklanma yarattı.
Verilen o net hedefi (fotoğrafları saymayı) yerine getirme konusunda o kadar stresliydiler ki, “dikkatsizlik körlüğü” yaşadılar.
“Şanslı” insanlar ise deneye çok daha rahat girdiler. İşlerin yolunda gideceğine inanıyorlardı; bu durum dikkatlerini fiziksel olarak genişletti ve o aşırı odaklanmış grubun tamamen gözden kaçırdığı yarım sayfalık ilanı rahatça görmelerini sağladı.
Bu durum, “şansın” bu insanlara etki eden kozmik bir güç olmadığını, aslında tamamen kafa yapılarının bir yan ürünü olduğunu kanıtlıyor.
Şimdi iş dünyasına dönüp, kendimizi sorgulayalım…
Eğer ekibimizi yüksek kaygıyla yönetir ve dar hedefler üzerinde kusursuz bir uygulama talep edersek, onları aslında Wiseman’ın “şanssız” grubu gibi davranmaları için eğitiyoruz demektir.
Belki hedefleri tutturacaklar, verdiğiniz görevleri harfiyen yapacaklar evet ama, büyük ihtimal, süreçte karşılarına çıkacak “sıçrama” yaratabilme potansiyeli olan bir atılımın yanından geçip gidecekler…
Şanssız insanlar o anki görevin ince detaylarına takıntılı hale gelirken; şanslı insanlar yeni fırsatları yakalamak için yukarıdan bakan görüşlerini her zaman açık tutabilirler.
Dijital ürünler geliştirdiğim 20 yılı aşkın süre boyunca, beyaz tahta etrafında oturup “kusursuz” stratejiyi çizmeye çalışırken, işleri değiştirecek o şahane fikire tesadüfen ulaşan hiçbir ekip görmedim.
İster uygulamaları App Store’da ilk 10’a taşıyor olalım, ister Tap Grow’da satışları otomatikleştiriyor olalım; elimize geçen en büyük kozlar hep bir ürünün ilk versiyonunu piyasaya sürmekten, onu gerçek kullanıcıların eline vermekten ve verilerdeki tuhaf bir anomaliyi fark etmekten geldi.
Bir problemin tamamen çözülemez hissettirdiği pek çok çıkmaz sokağa girmişliğim var. Ama bu hayal kırıklığını susturur ve sadece farklı değişkenleri denemeye, ürün çıkarmaya devam edersek, o duvar er ya da geç yıkılıyor. “İmkansız” dediğimiz şeyin nadiren bir fizik kuralı olduğunu, çoğunlukla sadece yeterince iterasyon yapmamaktan kaynaklandığını çok çabuk anlıyoruz.
Tesadüflere Alan Açacak Bir Ortam Nasıl Kurulur?
-
Sürüm Çıkma Hızımızı Artırmalıyız: Yılda sadece iki kez ürün veya güncelleme çıkıyorsak, o güzel tesadüflerden birini yakalamamız pek olası değil.
-
Paralel Deneyler Yürütmeliyiz: Sadece tek bir değişkeni test ediyorsak, ekosistemin geri kalanına tamamen körüz demektir.
-
“Çöp” Veriyi İncelemeliyiz: Perkin’in ilk denemesi, kolayca çöpe atabileceği siyah bir balçıkla sonuçlanmıştı. Ancak o, bunu çöpe atmak yerine inceledi. Kullanıcılarımızın, aslında bizim hiç planlamadığımız şeyleri yapmak için ürünümüzü nasıl modifiye ettiklerine dikkat etmeliyiz.
Kusursuz atılımı planlamayı bırakmamız gerekiyor. Bir sistem kurmalı, hızımızı artırmalı ve nelerin kırıldığına, nelerin beklentinin dışında gerçekleştiğine dikkat etmek lazım.
Şans, yeterince deneme yaptığımızı işaret eden gecikmeli bir sinyalden ibaret aslında.
Gördüğünüz gibi, burada bir zihniyet değişimi var.
Dünyayı görme biçimini gerçekten değiştirmek isteyenler için, bu mesajı her zaman göz önünde bulundurmak, alttaki görselin çıktısını alıp ofisin duvarına asmak iyi fikir olabilir ; )
Sıradaki yazılar

Jevons Paradoksu: Yapay Zeka Yazılımı Bitirmiyor, Onu Bir Altyapıya Dönüştürüyor
Geçtiğimiz günlerde, Startups.watch’un 7 Nisan’daki çeyreklik değerlendirme etkinliğine katıldım.
16 Nis 2026
İşimizi Yapay Zeka ile Otomatikleştirmenin Mantalitesi; “Rol” Yerine, İş Akışı
Sektörde öyle alıştığımız, bize o kadar normal gelen bir hata var ki...
9 Nis 2026
Geleceği Tahminleme Yöntemleri Kökünden Değişiyor
Her çeyrekte, akıllı ekipler bir masa etrafında toplanır ve geçmiş verilere bakarak ne kadar büyüyeceklerini öngörmeye çalışırlar.
2 Nis 2026