Ana Fikir #13

İnsanlıktan Güç Çalan İlk Teknoloji 🦹♂️
2035 yılında yapay zeka temelli bir robotun işlediğini bir suçu araştırmak için çeşitli maceralara atılır Del Spooner (Will Smith). 2004 yapımı — 10 üzerinden 8 verdiğim — "I Robot" filmi böyle başlıyordu. Bence tam bu zamanlarda tekrar izlenmesi gereken bir film.
Filmin bir sahnesinde Will Smith, yapay zekanın hiçbir zaman insanın yerini alamayacağını kanıtlamaya çalışırken şöyle çıkışıyordu;
- “Bir robot senfoni yazabilir mi veya bir tuvali güzel bir sanat eserine dönüştürebilir mi söyle!?”
20 yıl sonra yapay zekanın bunları yapabilir hale geldiğini kendi gözlerimizle gördük.
Ama daha büyük ve korkutucu soru, o filmdeki robotun sen ben gibi ortalama insanlara sorduğu soruydu;
- “Sen yapabilir misin?”
Tam burada Saphiens kitabının yazarı Yuval Noah Harari'nin çarpıcı tespitini paylaşmak istiyorum.
Dünya üzerindeki tüm insanların yapay zeka ile ilgili farkına varması gereken çok önemli iki özelliğinden bahsediyor;
-
Kendi kendine fikirler üretebilen
-
Kendi kendine karar verebilen
Bu iki özelliği ile yapay zekanın insanlığın yarattığı tüm diğer teknolojilerden farklı bir yerde olduğunu, “dünya tarihinde bir ilk” olduğunu söylüyor.
Tarih boyunca üretilen tüm teknolojilerin, hız, güç ve verimlilik sağlayarak, insanlığın dünya üzerindeki hakimiyetini ve kontrolünü arttırdığını ama yapay zekanın bunlardan farklı olarak, yukarıdaki iki özellik nedeniyle insanlıktan güç çaldığının altını çiziyor.
Hiçbirimiz nasıl olduğunu anlamadan, yapay zeka destekli sistemlerin, kendi kendine yeni fikirler üretip, bu fikirleri hayata geçirip, bu fikirlerle ne yapacağına karar verebilecek noktaya geleceğini ve artık o saatten sonra çok geç olacağını söylüyor.
“Kendi kendine kimi öldüreceğine karar verebilen otonom silahlar” fikri gerçekten endişe verici.
Harrari ve benzeri düşünce insanlarının bize teorik olasılıkları sıralaması çok önemli. İnsanlık bu zamana kadar öngördüğü birçok şeyi çözmeyi başardı. Yapay zeka konusunda da bu şekilde olmasını umuyorum.
Schubert Takıntısını Suno.ai ile Çözdüm ♪♫
Kızım Nil ile oyun oynarken Spotify'dan onun listesini açıyorum. Biz oynarken arkaplanda çalıyor. Coldplay vs yanında baleyi sevdiği için listede bir sürü klasik müzik eseri de var.
Liste çalarken, Franz Schubert’in taaa 1827’de yaptığı Piano Trio No. 2 in E-flat major, Op. 100, D. 929’e takıldık (Tıkla & Dinle). Nil "Bu şarkıyı tekrar çalar mısın baba" dedi. Çaldım. Orada kalmadı. Kendi kendime kaldığım her fırsatta da onu dinledim durdum. Resmen bir takıntı halini aldı. Dinlemiyorken de mırıldanır oldum.
Bir yandan çok keyif alıyorum, ama diğer taraftan da kurtulmaya çalışıyorum. Sonra aklıma Suno.ai geldi. Tarif ettiğin şarkıyı senin için üreten yapay zeka. Hani Will Smith soruyor ya “Senfoni yazabilir misin?” Will’cim üzgünüm, çok da güzel yazıyor.
Önce ChatGPT’ye gittim ve Schubert’in o eserini bir cümle ile tanımla dedim. Güzel, tek cümle bir cevap verdi.
Sonra bu cümleyi alıp, başına sadece “Franz Schubert like…” ekledim ve Suno’ya prompt olarak yazdım.
“Franz Schubert like lyrical themes, intricate structures, and emotional depth classical music”
İki sonuç verdi. İkisi de ayrı ayrı güzel. Tabi ki bir Schubert değil ama yine de bence olağanüstü bir şey tek cümle ile böyle “ısmarlama” bir eser üretebilmiş olmak.
Filmlere scoring yapan müzisyenler şu an kara kara düşünüyor olabilir…
Dinleyin bakalım siz de beğenecek misiniz? Schubert sevenler, onun tarzına benziyor mu, bir de o şekilde dinlesin.
1: Yaylı Ağırlıklı Melankolik Versiyon
2: Ritmik Piano Umutlu Versiyon
“Photoshop Öldü, Yaşasın Canva”? 🎨
Canva Create etkinliğinin yansımaları bunlar. Böyle bir şey yok. Tabi ki Canva yılların Photoshop’unu hop diye öldüremez ama sosyal medyadaki Canva çığırtkanları gönderilerinde hep bunun altını çizdi.
Create etkinliğinde, son kullanıcıyı yani tasarımcı olmayan, profesyonel olarak bir şeyler tasarlamayan ortalama insanların oldukça hoşlanacağı, yapay zeka yetenekleriyle bocalı bir dolu özelliğin lansmanı yaptı. Şuradan özelliklere gözatabilirsiniz.
Canva “taraftar”ları Photoshop öldü derken, “Photoshopçu”lar da, o gönderilerin altına enfes tasarımlar paylaşarak “Bunu Canva yapamaz” şeklinde okkalı yanıtlar verdiler. İzlemesi çok keyifliydi.
Diğer taraftan Canva etkinlikte, Enterprise ürününü itici denebilecek uydurma bir şarkıyla tanıtmaya çalıştı. Şarkı ve şovu görenler “Bu gördüğüm en gıcık şey”, “İzledim ve Canva aboneliğimi iptal ettim” gibi yorumlar yaptılar 😂 Ama en nihayetinde herkes paylaşmış oldu ve bakın ben de yayılmasını sağlayanlardan biri oldum.
Gelecekte, yapay zekanın desteğiyle tasarlanmış parıl parıl özelliklerle rakibi alaşağı etmeye çalışan çok fazla örnek göreceğiz, bu kesin. Ama herkesin elinde aynı silah var, önemli olan bu özellikleri mümkün olan en fazla kişiye yaymanın akıllıca yollarını bulmak.
Alkışlar 👏 🙌 🙏
Yakın zamanda gözüme çarpan, yaptıklarıyla alkışladığım insanlar, ürünler, fikirler;
-
Orbina AI, Fransa’da düzenlenen Mistral AI Paris Hackathon’unda 150'den fazla grup arasında birinci oldu
-
Sedat Kapanoğlu, Ekşi Sözlük’ün kurucusu, nam-ı diğer SSG 2022’de İngilizce yayınladığı kitabı — daha güzel bir kapakla — Türkçe “Sokak Kodcusu” ismi ile yayınlamış
-
TOGG, Almanlar tarafından baya sevilmişe benziyor
-
Google Gemini API’sini kullanarak geliştirdiğin app’inle yarışmaya katılıyorsun, özel yapım elektrikli 1981 DeLorean kazanıyorsun 😍
-
Sıkı takipçiler bilir, her bültende bir arkadaşımın ana fikrini paylaşıyorum, bültene konuk oluyor. Bu fikirleri tek bir yerden görmek isteyenler oldu. Onlar için şurada paylaştım, her bülten sonrası ekleyeceğim.
Kaan Varnalı'nın Ana Fikir'i 💡
Kaan Varnalı ile 4play’deyken tanışmıştık. Tanıdığım en pratik akademisyenlerden biridir.
Bilirsiniz, çoğu akademisyen kendi teorik dünyası içerisinde hapsolmuş bir şekilde, çok da pratiğe dönüşmeyen çözümler sunarlar. Bu yüzden kendilerini dinletmekte zorlanırlar.
Günlük olarak karşılaştığımız iş hayatı; her türlü mükemmelliyetten yoksun, çoğu zaman nedenselliklerden uzak, sürprizlerle dolu kaotik bir dünya. Bu koşullar altında ortalama akademisyenlerin teorik doğruları, mantıksızlıklar doğuran, duygusal hırs ya da korkularla dolu bir mecrada çoğu zaman işlemez.
Kaan hoca bu açıdan şaşırtıcı derecede beceriklidir. O dönemde, bize atladığımız birçok şeyi ısrarla hatırlatmış, odaklanmamız gereken kritik konuların altını çizmiş ve başarıya yaklaşmamızı sağlayan en önemli insanlardan biri olmuştu.
Bence bu farkın nedeni; Kaan hocanın konuya davranışsal ekonomi penceresinden bakmasıyla mümkün oluyor. Çünkü kaosu anlamanızı ve yönetebilmenizi sağlayan yegane yaklaşımlardan biri bu. İlgilenenler için Kaan hocanın bu konuda bilgi ve deneyimlerini paylaştığı bir sitesi var; davranisbilimi.com ayrıca kitaplarına da şuradan ulaşabilirsiniz.
Paylaştığı ana fikri tam da bahsettiğim gibi “pratik”e yönelik bir bakış açısı içeriyor;
“Progress, not perfection”; Sanıyorum en yakın Türkçe meali şu: mükemmel değil, ilerleme. Bu felsefeyi benimseyen lider ve girişimciler arzu ettikleri büyük hedeflere doğru kurumlarını harekete geçirebiliyorlar. “Bir daha bu olmayacak” değil, “1 ay bu olmadan geçirmeyi deneyelim” diyebilmek mesela. “Artık böyle yapacağız” değil, “Bakalım bir ay böyle yapabilen çıkacak mı” diyebilmek. Harekete geçmeyi sağlayan hedefler yakın ve gerçekçidir. Harekete geçen kurum öğrenmeye ve kendine güvenmeye başlar. Dikkat edin, “mükemmel iyinin düşmanıdır” demiyorum. Mükemmele giden yolda varmak istediğiniz yere değil, aldığınız yola odaklanın diyorum.


