Selim Yörük 13 Haz 2024

Ana Fikir #15 

Ana Fikir #15 

Apple'ın WWDC24 etkinliği OpenAI, Nvidia hatta başka küçük startupların ağızları açık bırakan işleri yanında “kendi kumunda oynayan çocuk” gibi kaldı.

Oysa, etkinlik öncesinde beklenti o kadar yüksekti ki, birçokları etkinlik gecesine özel buluşmalarda birlikte canlı bir şekilde heyecana eşlik etmek istedi.

Ana Fikir #15 

Yapay zeka konusunda oldukça sessiz kalmıştı Apple. 2010’dan bu yana en fazla yapay zeka odaklı şirket satınalması yapan teknoloji şirketleri arasında ilk sırada Apple olduğu için de, birçokları “Yapay zeka ile ilgili devrimsel bir şey saklıyor Apple” gibi tahminlede bulunuyordu.

Ama gördük ki, öyle şok etkisi yaratan bir şey çıkmadı, gayet sönük kaldı rakiplerine kıyasla.

Nvidia, simulasyonlar yapabildiğiniz sanal evrenler inşaa etme yolundayken, Google gen çalışmalarında devrimler yaratıyor ve OpenAI hepimizi şok edecek kadar inandırıcı konuşan bir yapay zeka ortaya koymuşken, Apple'ın WWDC24 etkinliğinde neden çıkıpta “İkonları istediğin yere dizebiliyorsun”, “Artık hesap makinesi uygulaması ipad'de” gibi anlatmaya utanacağın minicik şeyleri konu ediyor?

Akıl tutulması gibi geliyor değil mi kulağa.

Ama tam öyle değil.

Apple’ı uzun süredir tanıyanlar, stratejilerini yakından takip edenler diğerlerinin yaşadığı hayal kırıklığını hissetmediler, ben dahil.

Çünkü biliyoruz ki bu daha geniş bir stratejinin bir parçası.

Tüm büyük teknoloji firmaları yapay zekanın devrimsel nitelikte olduğunun farkında. Hepsinin başka bir vizyonu var. Ve bu vizyonu hayal kurarak, uçarak, kaçarak değil güçlü ve zayıf yönlerini değerlendirerek kuruyorlar.

Aslında yüzlerce parametreli bir strateji oyununda hayatta kalmaya çalışıyorlar.

Ana Fikir #15 

Bahsettiğim oyun alanı işte bu kadar kaotik. Gördüğünüz gibi — bilinçli olarak — hiçbiri aynı kulvarda değil. Dolayısıyla, Apple ya da diğerlerinden hep aynı etkiyi yaratmalarını beklemek abeste iştigal.


*Tabloyu bültenin 12. sayısında bahsettiğim, 24 Haziran’da yayınlanacak yeni kitabım “Recode Your Future”dan aldım. Amazon’da yayınlanınca kitapla ilgili daha fazla şey paylaşacağım, merak etmeyin : )


Apple çok uzun zamandır “bekle-gör” taktiği uygular. Hiçbir zaman yeni buluşların, heyecan verici son teknolojilerin peşinde değildir. Obsesif bir şekilde kafa yordukları ana şey kullanıcı deneyimi.

Aslında tam o da değil. Peşinde oldukları; Kullanıcının cihazla olan etkileşimini doğal içgüdüleriyle çözebilecek kadar basit hale getirmenin, sihir gibi deneyimler yaratma peşindedirler.

Eski teknolojileri kullanarak sihirli deneyimler yaratmaya birkaç örnek vereyim;

  1. Grafiksel Kullanıcı Arayüzü (GUI) (1984): Apple, GUI'yi icat etmese de Macintosh ile popüler hale getirdi. Kullanıcı dostu simgeler, pencereler ve fare etkileşimi, bilgisayarları teknik olmayan kullanıcılar için erişilebilir kılarak kişisel bilgi işlemi devrim yarattı.

  2. The Click Wheel (2004): Tıklama çarkı denilen, iPod Mini’nin ortasındaki o yuvarlak sayesinde, uçsuz bucaksız müzik arşivlerinde gezinmek için sezgisel bir yoldu. Sadeliği ve dokunma geri bildirimi gerçekten sihir gibiydi ve iPod tasarımını ikonik bir hale dönüştürdü.

  3. Manyetik Şarj Konektörü (2006): Apple'ın MacBook dizüstü bilgisayarlar için MagSafe konektörü, şarj kablolarına takılma nedeniyle oluşan hasarı önlemek için basit ama dahice bir çözümdü. Manyetik bağlantısı çekildiğinde kolayca ayrılarak sayısız dizüstü bilgisayarı yere çakılmaktan kurtardı. Kullanıcı deneyimini geliştiren ve şarj işlemine bir “sihir” dokunuşu katan küçük ama etkili bir yenilikti.

  4. Multi-Touch (2007): Apple'ın iPhone'daki çoklu dokunmatik özelliği, insanların mobil cihazlarla etkileşim biçimini değiştirdi. Sıkıştırma-yakınlaştırma, kaydırma ve dokunma hareketleri, dokunmatik ekran arayüzleri için yeni bir standart belirledi ve dijital ekranlarla doğadan esinlenmiş bir etkileşim yarattı.

  5. AirPods (2016): Kablosuz kulaklıklar daha önce de vardı, Apple'ın AirPods'u kesintisiz eşleşmesi ve sezgisel kontrolleriyle onları ana akım haline getirdi. Otomatik kulak algılama ve “Hey Siri” sesli etkinleştirme tanıtıldığında acayip hissettirmişti.

  6. Apple Vision Pro (2023): Uzun zamandır VR gözlükler ve onlarla birlikte kullanılan teknolojiler vardı ama Vision Pro ile Apple daha etkileyici ve bambaşka bir deneyim yaratma yoluna gitti.

Gördüğünüz gibi Apple aynı bildiği doğruları bugün de uygulamaya çalışıyor. Yapay zeka çılgınlığı başladı diye hemen bir şeyler üretmektense, günlük hayattaki deneyim iyileştirmelerine odaklanıyor ve minik de olsa her zaman kulllanıcı deneyimine başka bir açıdan bakabiliyor.

Aslında diğer firmaların son teknolojilerle apartopar geliştirdikleri ürünlerle insanların nasıl etkileşim kurduklarına bakıyor ve bu deneyimleri Apple tarzı ile “nasıl sihir ekler”ize odaklanmaya çalışıyorlar.

Bu arada, şunu da eklemekte fayda var; ben dahil çoğumuz bir yapay zeka balonunun içindeyiz.

Başta ben. Bu bültenin ilk sayısından itibaren bir tane geçmemiştir ki yapay zekadan bahsetmemiş olayım. Zannediyoruz ki herkes yapay zekayı anlıyor ve kullanıyor.

Hiç de öyle değil.

Apple bunu çok iyi biliyor. Yeterince insan henüz yapay zeka ile etkileşime geçmedi. Alttaki grafiğe bir bakın.

Oxford Üniversitesi ve Reuters'ın ortaklaşa yaptıkları araştırmada, günlük olarak yapay zeka sohbet botlarını kullananların oranı sadece %2-3'ler civarında. Çoğunluk ya hiç duymamış, ya da birkaç kere deneyip bırakmış.

İşte Apple, her dakika kullandığımız telefonlarda, ek bir zahmet duymadan, günlük akışın içinde olursa yapay zeka işe yarar hale gelir diye düşünüyor ve etkinlikle açıkladıkları tüm özellikler günlük kullanıma yönelikti.

Diğer taraftan Apple’ın tanıttığı özelliklerin bir kısmı, App Store’daki bazı geliştiricilerin app’lerinin işlevlerinin aynısıydı. Birçokları Apple’a kızdı “İnsanların ekmek paralarına göz dikiyorlar” diye.

Örneğin bu 9 app’i indirmeye gerek kalmayacak. Doğru ama burda Apple’ı suçlamak anlamsız. Çünkü en başta Apple’ın sunduğu ekosistem ve ordaki boşluklar sayesinde bu app’ler para kazanıyordu. Ve her zaman şunun farkında olmak lazım ki, Apple’ın App Store’u oluşturmadaki ana gayesi, kullanıcıların her ihtiyacını Apple olarak karşılamayacakları gerçeğinin farkında olarak, çevik yazılım geliştiricileri bu boşlukları doldurmaları için “kullanmak”. Tüm platform işlerinde de bu böyledir. Bu gerçekle yaşamayı öğrenmek gerek.

Bu arada, her strateji başarılı olmaz. Hatta, her başarılı strateji bir gün eskir.

  • Nokia: 2000'li yılların başında cep telefonu pazarında lider olan Nokia, akıllı telefon pazarının yükselişine ayak uyduramadı. Android yerine Microsoft'un Windows Phone işletim sistemini tercih etmeleri ve inovasyona yeterince yatırım yapmamaları nedeniyle pazar payını hızla kaybettiler.

  • BlackBerry: Bir zamanlar iş dünyasında vazgeçilmez olan BlackBerry telefonları, dokunmatik ekranlı akıllı telefonların yaygınlaşması ve Android ile iOS işletim sistemlerinin popülaritesi karşısında rekabet edemedi. BlackBerry'nin kendi işletim sistemini kullanmakta ısrar etmesi, onları piyasadan büyük ölçüde dışladı.

  • Kodak: Fotoğrafçılık sektörünün öncülerinden olan Kodak, dijital fotoğrafçılığın yükselişini kaçırdı. Dijital kameraların yaygınlaşmasına yeterince hızlı yanıt veremediler ve film tabanlı fotoğrafçılıkta ısrar etmeleri, şirketin büyük finansal kayıplar yaşamasına neden oldu.

  • Yahoo: İnternetin ilk dönemlerinde en popüler web portallarından biri olan Yahoo, Google ve Facebook gibi yeni nesil internet devlerine karşı rekabet etmekte zorlandı. Yenilikçi arama motorları ve sosyal medya platformlarına yeterince hızlı uyum sağlayamayan Yahoo, giderek pazar payını kaybetti.

  • MySpace: Sosyal medya platformlarının erken dönem öncülerinden olan MySpace, Facebook'un hızlı yükselişi karşısında inovasyon yapmada yetersiz kaldı. Kullanıcı deneyimini iyileştirmekte ve yeni özellikler eklemekte gecikmeleri, kullanıcı tabanlarının hızla azalmasına neden oldu.

Belki de Apple’ın “bekle-gör” stratejisi, yapay zeka devrimi sonrasında çalışmayacak, kim bilir. Ama Apple’ın en iyi yaptığı şey, kendi bildiği kumunda oynamak, bırakın oynasın.


Alkışlar 👏 🙌 🙏

Yakın zamanda gözüme çarpan, yaptıklarıyla alkışladığım insanlar, ürünler, fikirler;

  • Karsan’ın ürettiği, dünyanın ilk Seviye 4 sürücüsüz aracı e-ATAK Finlandiya’da Haurala - Lampaala arasında kullanılmaya başlandı

  • Oxford ve Reuters’ın “AI & Future of News” isimli araştırması, “içerik” ve “haber”in geleceğine dair değişik sinyaller veriyor, mutlaka inceleyin

  • Aykut Karaalioğlu’nun 2 yıl önce başlattığı Turks in Tech komünitesi giderek büyüyor

  • Hikmet Anıl Öztekin’in hazırladığı #süperpazar bültenini seviyorum, siz de okuyun

  • Apple Park’ta satılan t-shirt’ler Türkiye’de üretiliyormuş


Steve Jobs’ın Ana Fikir'i 💡

Genius Bar’ı bilirsiniz. Apple’ın fiziksel dükkanlarındaki, her hallerinden bir Apple aşığı olduğunu anladığımız uzmanların etrafında olduğu masalarda sunulan müşteri destek deneyimi…

Bu fikrin hikayesini duymak ister misiniz?

2000'lerin başında, Steve Jobs, teknoloji mağazacılığında devrim yaratmak istiyordu. Bu mağazaların teknoloji marketlerinde olduğu gibi üst üste istiflenmiş birçok elektronik cihazlarla dolu bir yerdense, Apple’ın marka algısını güçlendiren, duruşunu yansıtan bir deneyim yaratmak istiyordu.

Bu vizyonunu gerçekleştirecek kişi, o dönemin perakende operasyonları başkanı olarak Ron Johnson'dı.

Ron Johnson, Jobs'un bu büyük hedefini gerçekleştirmek için işe koyuldu. Yeni mağaza konseptleri üzerinde çalışırken, aklında hep sunulacak deneyimde fark yaratma vardı.

Johnson, Jobs’tan aldığı vizyon ile Apple mağazalarının Apple markasına ve ürünlerine aşık insanların bir araya geldiği buluşma noktaları olması fikri üzerine odaklanmıştı.

Johnson, dükkanlarda sunulacak deneyimleri tasarlamaya çalışırken kolaya kaçıp, teknoloji mağazacılığında o zamanların en iyileri sayılan Best Buy ya da Radio Shack’i örnek alabilirdi ama öyle yapmadı.

Tamamen alakasız bir sektördeki bir firmanın deneyimine odaklandı; Ritz-Carlton Hotel Company.

Johnson, Ritz-Carlton otellerindeki lobilerin konsiyerj istasyonlarının, empatisi yüksek, nazik ve bilgili kişilerle donatılmış olmasından acayip etkilenmişti.

Genius Bar, otelin lobisindeki konsiyerj istasyonunun bir uyarlaması olarak tasarlandı. Müşterilere teknik destek sağlamak, sorunlarını çözmek ve onları Apple ürünleri hakkında bilgilendirmek için özel olarak eğitilmiş “Genius” adı verilen uzmanlarla donatıldı. Bu insanlar, müşterilere yalnızca ürün satmakla kalmıyor, aynı zamanda onlarla güçlü, anlamlı, arkadaş canlısı bir bağ kuruyor.

Genius Bar, kısa sürede Apple mağazalarının en ikonik ve sevilen özelliklerinden biri haline geldi. Müşteriler, sorunlarını hızlı ve etkili bir şekilde çözebilecekleri, güler yüzlü ve bilgili personelle karşılaşmanın rahatlığını yaşadılar.

Ron Johnson'ın basit ama etkili bir gözleminden doğan bu fikri, gerçekten bir devrim yarattı ve teknoloji mağazacılığında yeni bir standart oldu.

Bu hikayenin ve yukarıda tariflemeye çalıştığım “bekle-gör” stratejisinin oluşmasının temel sebebi, Steve Jobs’ın alttaki ana fikri;

Ürün tasarlarken teknolojiden başlayamayız. Her şeyden önce müşterinin nasıl bir deneyim yaşamasını istediğimizi düşünmekle başlamalı, daha sonra da, bu hayal ettiğimiz deneyimi hangi teknolojileri kullanarak çözebileceğinize odaklanmanız gerekir.

Bu bültenin üçüncü sayısında bahsettiğim, “Biz, ürün geliştiren insanlar, yapay zeka devrimini nasıl fırsata çevirebiliriz?” sorusuna cevap olarak ortaya attığım “Teknoloji tüccarı olmak” da benzer fikirlerden besleniyor.

Sıradaki yazılar