Selim Yörük 12 Mar 2024

Ana Fikir #2

Ana Fikir #2

Ekibe Pazarlamak

Başarılı girişimlerin en önemli ortak özelliklerinden biri; şirketin tek bir insan gibi, bütün ekip tarafından bilinen tek bir hedefe odaklanmış olması.

Çoğu zaman bu “ekipçe odaklanma”nın gücünü hafife alıyoruz. Alain de Botton, “Religion for Atheists” kitabında “Ateistlerin dindarlardan öğrenmesi gereken en önemli şeyin rituellerin (namaz, haç, dua) gücünü sıkılmadan tekrar tekrar kullanmak” olduğunu söylüyor. Yani periyodik tekrarlanan her bilginin inançlaşacağını vurguluyor.

Bizim unuttuğumuz da tam olarak bu. Yılda bir kere “hedef” konuştuk diye tüm ekibin aynı hevesle hedefe koşmaya devam ettiğini varsayıyoruz. Halbuki, hedefin başarıya dönüşmesi için önce inanç gibi sahiplenilmesi gerekiyor ve bu da her fırsatta hedefin dua gibi tekrarlanmasıyla mümkün olabilir.

Aynı şeyi söyleyip duran insan” utancına göğüs gerip, sıkılmadan hem kendimize hem de takım arkadaşlarımıza hedefi hatırlatmayı denemek iyi fikir.

Bu hatırlatmayı kuru kuru yapmak yerine, kime, neyi, nasıl söyleyeceğimizi, kiminle nasıl el sıkışmamız gerektiğine pazarlama açısından bakan şu makale oldukça doyurucu.


Harcanan Hayatlar, Dopamin Kültürü

Hayatım ile ilgili keskin bir dönemeçteyim. O yüzden, tokatlayan sert kitaplar, makaleler karşıma çıkıyor. Bunlardan biri Unscripted.

Çoğumuzun sınırları belirlenmiş, kalıplar içinde bir hayat yaşadığımızı anlatıyor Unscripted. Aile, eğitim, iş ya da başkaları tarafından yazılmış senaryolar bunlar. Ve böyle bir hayat yaşamanın tümüyle bir kayıp olduğundan bahsediyor.

Tüketmeye odaklandığımız bir toplum içinde yaşadığımız için Netflix ya da yılda bir otel tatiline sığınarak, renksiz zevklerle ziyan olup gittiğimizi yüzümüze vuruyor.

Çıkışın kendi senaryomuzu yazmak olduğunu söylüyor. Ama bunu nasıl becerebileceğimiz konusunda pek de elimizden tutmuyor.

Bu tokadı yemişken bir de Ted Gioia’nın Netflix’in de tam ortasında olduğu “kültür” kavramının içinin ne kadar boşaldığını derin derin irdelediği “The State of the Culture, 2024” makalesi karşıma çıkıyor.

Geleneksel yavaş kültür” aktivitelerinin önce “hızlı modern edilgen” şeylere dönüştüğü ve en kötüsü de son yıllarda artık sadece kısa vurucu sosyal medya gibi “dopamin kültürü” ürünlerinin tüketicisi haline geldiğimizi anlatıyor.

Ana Fikir #2

Konu buradan Silikon Vadisi’ne ve dijital ürünlerin de bu yoz kültürü beslediğine kadar gidiyor. Dijital ürünler, içerikler yaratmak isteyen bizler de, talep edilen bu yozluk olduğu için, talebe uygun “bağımlılık” yaratan işler çıkarıyoruz. Ve bu bağımlılığı “retention” metriği ile ölçüp, geliştirmeye çalışıyoruz. Tehlikeli bir döngü.


Zekanın Demokratikleşmesi

Yalın Alpay ve Taylan Yıldız arasındaki yapak zeka ile ilgili derin sohbetten sonra aklımda çok garip ve korkutucu bir soru belirdi.

Teknoloji, getirdiği yeniliklerle birçok alanı demokratikleştirdi. Yani o alanı elitlerin elinden aldı ve oldukça ucuz ve herkesin erişebileceği bir şekle çevirdi.

  • Web 1.0 bilginin demokratikleşmesiydi.

  • Web 2.0 medyanın demokratikleşmesiydi.

  • Web 3.0 ekonominin/paranın demokratikleşmesiydi

Teknoloji bu kez, yapay zeka tarafında yaşanan ilerlemeler ile "zekanın demokratikleşmesi"ne odaklandı. Bu beni çok korkutuyor.

Teknoloji her demokratikleştirdiği şeyin değerini azalttı. Eğer zeka demokratikleşirse ve zeki olmanın bir değeri olmazsa, nasıl bir dünyaya uyanırız?

Muhakeme yeteneklerinin fark yaratmadığı bir dünya? Zeki olmayan insanların yapay zeka desteğiyle kendi menfaatleri için zekice hamleler yapabildiği bir dünya?

Zeka ya da iletişim gücünde yaratılabilecek bir fark yoksa, yaşanacak anlaşmazlıklar ne ile çözülür?

Korkutucu ama bu sorunun cevabı için aklıma sadece daha fazla kaba kuvvet, daha fazla zorbalık ya da daha fazla silah geliyor...

Siz ne düşünüyorsunuz? Herkesin zeki olduğu bir dünya sizce nasıl olurdu?


Oğuzhan Eren’in Ana Fikir’i 💡

Her hafta bültende kendisini, aklını sevdiğim bir arkadaşımdan bir ana fikir paylaşacağım. İlk Oğuzhan olsun istedim 🙏

Oğuzhan, hitabeti güçlü, sohbeti dolgun ve işini dünya kalitesinde yapan arkadaşlarımdan biri. Boğaziçi Üniversitesi’ndeyken ev arkadaşımdı. Börekçide sabahlara kadar süren teknoloji, Formula 1 sohbetlerimiz olurdu…

Bu aralar iş hayatının ana fikrini derinden etkileyen 6Ghz frekans bandının heyecanını yaşıyor.

Eğer hayatının merkezinde “televizyon” olan biriyseniz ve yıllarca siyah-beyaz olarak seyrettiğiniz televizyon, bir anda “renkli” hale bürünürse ne hissedersiniz? İşte benim hayatımda son zamanlarda olan bu.

Biz, haberleşme teknolojilerine gönül vermiş kimseler için, yepyeni bir haberleşme imkanının ortaya çıkması, WiFi dediğimiz teknolojinin artık 6Ghz frekans bandından da haberleşmeye izin verecek olması, bizler için (ve sonrasında da tüm toplum ve teknolojik gelişim için) çok büyük bir kırılma noktası.

Merak edenler için, 6Ghz frekans bandın farkı nedir, etkileri neler olacak konulu videosunu buradan izleyebilirsiniz.


Sıradaki yazılar