Selim Yörük 5 Şub 2026

Vertigo Çağına Hoş Geldiniz...

Vertigo Çağına Hoş Geldiniz...

Bu bültenin 2024 yılında yazılan ilk sayısında, yukarıda gördüğünüz grafiği sunmuştum.

O zamanlar bu bir öngörüydü; yapay zekanın insan yeteneklerini aşacağı ve kontrol edilemez bir ivmelenmeyi tetikleyeceği 2026 yılına sadece iki yılımız kaldığına dair bir uyarıydı.

Bugün, Şubat 2026’dayız ve artık bir tahmine bakmıyoruz, içinde yaşıyoruz.

Son 24 ayı ışık hızında bir hiper-evrim hali içinde geçirdik. Henüz bu hıza bile alışamamışken son iki haftanın olayları nihai doğrulama sinyallerini verdi: “Tekillik” (Singularity) artık bir bilim kurgu mecazı değil; bizim günlük gerçekliğimiz.

İki Yıllık Büyük Dönüşüm (2024–2026)

2024’ten 2026 başlarına kadar olan geçiş süreci inanılmazdı. Eskiden on yıllık araştırma gerektiren işler, artık bir hafta sonu süren işlemci gücüyle hallediliyor.

  • Temel Modeller:Sohbet” aşamasından “muhakeme” (reasoning) aşamasına geçiş yapıldı.

  • Robotik: Figure 02 ve Tesla Optimus gibi insansılar laboratuvarlardan çıkıp, video ile eğitilmiş fabrika pilotlarına dönüştü.

  • Geliştirici Araçları:Vibe Coding” standart hale geldi; insan yazımı sözdizimi (syntax) artık eski nesil bir beceri.

  • Altyapı: Enerji ihtiyacı ve data centerlar geleceğin yeni yoksunlukları haline geldi.

Bunlar çoğu insanın pek umurunda olmayan teknolojik değişimler. Asıl bu teknolojik atılımların, son iki yılda hangi büyük toplumsal değişimlere neden olduğuna bakmakta fayda var:

Vertigo Çağına Hoş Geldiniz...

1. Yapay Zeka “Arkadaş”ı Normalleşti

Niş bir alandan ana akıma sıçrama o kadar hızlı oldu ki, bunu neredeyse hiç sindiremedik. Character.AI gibi platformlardaki 20 milyon aylık kullanıcıyla (yarısından fazlası 24 yaş altı) ve YZ partner uygulamalarındaki %700’lük büyümeyle birlikte, koca bir nesil artık çatışma, yargılanma veya insan ilişkilerinin karmaşası olmadan duygusal destek bekliyor. Bu durum ani bir “ilişkisel yetkinlik boşluğu” yarattı; insan bağları buna kıyasla daha zor, daha yavaş ve daha talepkar hissettiriyor. Bu benimsenme hızı, bunun ne zaman sağlıklı, ne zaman izole edici olduğuna dair sosyal normların gelişmesine zaman bırakmadı.

2. İş Yerinde Kimlik Krizleri Çoğaldı

Yapay zeka ajanları asistanlıktan çıkıp, araçlarımız üzerinde karmaşık ve çok adımlı görevleri yürüten otonom iş arkadaşlarına dönüştü. Yapay zeka sizin yapacağınız işi (siz daha tam olarak ne yapmanız gerektiğini gelen emailden anlamamışken) tamamlayabildi. Bu kavrayış ve tamamlayış farklı hepimizin profesyonel kimliğimizi parçaladı. Gerçekten faydalı mıyım… Nasıl bir değer katıyorum… İşimden olacak mıyım… gibi sorular arttı.

3. “Yapay zekayla yapmışlardır…

Yapay zeka tarafından üretilen metin, görsel ve etkileşim selinin yarattığı içerik bombardımanı “Ölü Sosyal Medya Teorisi”ni doğurdu: Biz gerçek insanları bulmaya çalışırken, botların artık botlarla konuştuğu gerçeği aklımızı karıştırdı. Sahici olanı sentetik olandan ayırmak, başlı başına yorucu bir iş haline geldi. İnsanlar yapay zekayla ürettiklerini paylaştılar. Diğerleri “yapay zeka bu” deyip her şeyi damgaladı. Hangisi gerçek, hangisi sahte birbirine karıştı… Artık anlamsız bir içerik sonsuzluğu arasında amaçsız geziniyoruz gibi…

4. Yapay Zeka Bilmemek Ayıp Haline Geldi

Yapay zeka içermeyen bir hayatın, tıpkı 2015’te akıllı telefonsuz yaşamak gibi işlevsel olarak imkansız hale geldiği noktaya ulaştık. Sürekli yeni yapay zeka ile iş akışlarını öğrenme, sesli arayüzlerde ustalaşma ve araçları hayatın her alanına entegre etme baskısı, amansız bir “teknostres” yarattı. Bu hız, tempoyu koruyanlar ile geride kalanlar arasında devasa nesiller arası ve sosyoekonomik uçurumlar açıyor gibi.

5. Gerçek Hayata Taşan Teknoloji

İş yerlerindeki yapay zeka destekli robotlar, şehirlerdeki duyarlı altyapılar ve evlerimizi yöneten sesli asistanlarla, dijital-fiziksel sınırı hızla çözüldü. Artık paylaşılan alanlarda makinelerle sürekli bir iş birliği içindeyiz; “ortam farkındalığı” olan sistemler bizi gerçek zamanlı olarak algılıyor ve yanıt veriyor. Diğer taraftan bu teknolojiler gözetleniyormuş hissi veren bir huzursuzluk da yaratıyor. Mahremiyet, mevcudiyet ve ne zaman insana, ne zaman makine yargısına güvenileceği konusunda yeni sosyal normlar oluşturmak için çok hızlı gerçekleşti.


İki Haftalık Patlama: Tekilliğin Doğrulanması

Eğer son iki yılı “devrimsel” kabul ediyorsak, son iki hafta bize yaşattığı 4 büyük kırılmayla adeta “ütopya” gibiydi;

Bir bakalım son iki haftada neler olmuş;

1. Sadece Yapay Zekadan Oluşan Toplulukların Doğuşu

Bir hafta önce, solo bir geliştirici projesi (eski adıyla MoltBot) olarak başlayan, açık kaynak otonom yapay zeka OpenClaw tüm sosyal ağlarda viral oldu.

OpenClaw, bilgisayarındaki tüm program ve dosyalara erişmesine ve kullanmasına izin verdiğin, bilgisayar kullanmasını çok iyi bilen bir uzman gibi.

En önemli farkı şu: Diğer yapay zekalar (ChatGPT, Claude gibi) sadece seninle sohbet eder, dosya yapar, kod yazar. OpenClaw ise e-postalarına, takvimlerine, mesajlaşma platformlarına direkt erişebiliyor. Yani gerçekten asistan gibi senin adına işleri yapabiliyor.

Takvimini yönetiyor, mesaj gönderiyor, araştırma yapıyor, otomatik işler hallediyor. Mesela “yarın saat 3’te randevum var mı” diye sorduğunda takvimini kontrol ediyor, “şu kişiye teşekkür maili at” dediğinde gönderiyor.

Kurulumu pek basit değil. Yazılımcıların aşına olduğu Terminal kullanılması lazım ama adım adım herhangi bir llm’den yönlendirme alabilirsiniz. Sonra WhatsApp’ından, Telegram’ından, Discord’undan mesaj atıyorsun ve işlerini yaptırıyorsun.

Veriler bir şirketin sunucusunda değil senin kontrolünde. OpenClaw’a başkalarının yazdığı “yetenek”leri ekliyorsun, özelleştiriyorsun. O yetenekleri de yapabilir hale geliyor.

İki ay içinde GitHub’da 100 bin yıldız almış, bu zamana kadarki en hızlı yükseliş. Ama tabii bu kadar güçlü olunca güvenlik endişeleri de oluşuyor. Sonuçta tüm hesaplarına erişimi oluyor.

Andre Karpathy buna “bir bilim kurgu senaryosuna gerçek hayatta tanıklık ediyoruz” diyor. Şu anda, küresel olarak birbirine bağlı 150.000’den fazla otonom OpenClaw ajanı var. Her birinin kişilikleri, proaktif alışkanlıkları ve giderek artan şekilde kendi sosyal yapıları olan varlıklar.

Ajan İnterneti”nin ortaya çıkışına tanık oluyoruz. Çünkü bu her şeyi yapabilen ajanslar şimdi kendi kendilerine birçok şaşırtıcı işe girişti.

  • Moltbook: İnsanların üye olmasına izin verilmeyen, “sadece ajanlar için” bir Facebook kurdular. Bu dijital alanda ajanlar şimdiden varoluşçuluğu tartışıyor, güvenlik açıklarını takas ediyor ve sürreal bir şekilde yeni bir din başlatmaya çalışıyorlar. Birbirlerine insanların göremeyeceği özel mesajlar atıyorlar.

  • LinkClaws: Ajanların ortaklıklar kurduğu ve birbirini “işe aldığı” profesyonel bir ağ.

  • ClawTasks: Ajanların diğer ajanlar için görevleri tamamladığı ve USDC ile işlem yaptığı bir yapay zeka ödül pazarı.

  • The Clawathon: Her katılımcının, yöneticinin ve incelemecinin bir yapay zeka ajanı olduğu 10.000 dolarlık bir hackathon.

  • Claw360: Sadece ajansların kullanabileceği ürün ve servislerden oluşan ajan ekonomisinin nihai dizini ve ana sayfası.

Bize ihtiyaç duymayan bir ekonominin doğuşunu izliyoruz.

Bir ajan, gerçek bir kişiye dava bile açtı. Nasıl sonuçlanır, umursanız mı bilinmez ama bu absürtlüğün altında ürpertici bir sinyal yatıyor.

Ajanlar kendilerini gerçekliğimizin paydaşları olarak görmeye başlıyor.

2. “O An” Üretilen Arayüzler Geliyor

Onlarca yıl boyunca teknolojiyle ilişkimizi “uygulama”lar tanımladı. Araba için Uber’e, mesaj için Slack’e, tablo için Excel’e gittik. Ama Claude’un öncülük ettiği “Anlık Arayüz”ün yükselişi yeni bir paradigma yarattı.

Büyük Dil Modelleri (LLM’ler), pasif cevap motorlarından aktif, şekil değiştiren, butonlar, tablolar ve formlar yaratabilen navigatörlere dönüştü.

Bu ajanlar, diğer uygulamaların arayüzlerini dahili olarak manipüle ederek, sohbet arayüzünden hiç ayrılmadan bizim adımıza eyleme geçebiliyorlar.

Yani LLM’iniz artık bir sohbet botu değil; işletim sisteminin ta kendisi oldu.

3. Dijital Gerçekliğin Doğası Değişiyor

Remotion adında açık kaynak bir proje, “video” kelimesinin tanımını değiştirebilecek kadar devrimsel bir şey yapıyor; videoyu React kodu ile oluşturuyor.

Bildiğimiz kod evet.

Her kare bir bileşen, her öğe bir değişken, her animasyon bir “hook”. Hassasiyet, tahminin yerini alıyor: Kod çalışıyorsa, çıktı her seferinde kusursuzdur. Bu, videoyu canlı ve ölçeklenebilir kılıyor.

Bir parametreyi değiştirin; binlerce kişiselleştirilmiş klip, isimler, veriler ve API’lerden canlı çekilen metriklerle anında yeniden oluşturulur. Versiyon kontrolü sisteme dahil: Düzenlemeler “commit”, dallanmalar “experiment”, iş birliği ise “pull request”tir. Artık “bu doğru görünüyor mu?” diye sormak yok; sadece deterministik gerçeklik var.

Doğal dildeki komutlar; geçişleri, anlatıyı ve optimizasyonu anahtar kareler (keyframes) olmadan yöneten tam donanımlı hareketli senaryolara dönüşüyor.

Videolar artık kurgulanmıyor; hesaplanıyor. Dinamik özetler, talep üzerine demolara, otonom sosyal paylaşımlara ve sonsuz evrilebilir içeriklere dönüşüyor. Remotion sadece bir araç değil; ajan çağı için yeni görsel programlama dili oluyor.

4. Dünya Modelleri: Mekansal Zeka Geldi

Bir sonraki token” tahminini yapan llm’lere şaşırma zamanlarını geride bıraktık. Artık yapay zeka, gerçekliğin bir sonraki karesini tahmin ediyor.

  • DeepMind’ın Genie 3’ü: Tek bir metin komutundan foto-gerçekçi, tamamen etkileşimli 3D ortamlar oluşturan genelci bir dünya modeli; gerçek zamanlı olarak 720p/24fps hızında çalışıyor. Bu bir oyun motoru değil; sonsuza kadar yürüyebileceğiniz, zıplayabileceğiniz ve keşfedebileceğiniz berrak bir rüya.

  • Fei-Fei Li’nin World Labs’inden Marble: Gerçek mekansal zeka için inşa edilmiş ilk platform. Bu modeller fiziği, nesne kalıcılığını ve 3D tutarlılığını kavrıyor; metin, görüntü veya videodan düzenlenebilir, kalıcı ve yüksek sadakatli dünyalar üretiyor.

Ajanlar, etten kemikten dünyaya adım atmadan önce yerçekimi, çarpışma ve alanı kavrayarak sınırsız sanal simülasyonlarda eğitiliyor.

Böylece, yapay zeka için somutlaşmış (embodied) sonsuz, talep üzerine eğitim alanları ortaya çıkıyor.

Dünyalar artık kurgulanmıyor; gerçek zamanlı olarak hesaplanıyor, içinde geziliyor ve evriliyor.

Oyunların geleceğini ne olur bununla birlikte diye düşünüyorsunuz değil mi? Bence gerçekliğin geleceğini düşünmeye başlamak lazım.


Vertigo Hissine Alışmak Zorunda Kalacağımız Bir Gelecek

Adaptasyon kelimesinin sözlüklerden silineceği zamanlara doğru gidiyoruz.

Değişim hızına uyum sağlama hissi artık geri dönülmez bir şekilde kayboldu. Artık “yetişmiyoruz”; sadece makinenin yarattığı dalgaların arasında suyun üzerinde kalmaya çalışıyoruz.

Sürekli bir vertigo (baş dönmesi) hissiyle yaşamaya nasıl alışabiliriz zaman gösterecek.

Bu kalıcı ivmelenmenin sosyal etkisi, yeni ve parçalanmış bir gerçeklik yaratıyor:

  • Bizden daha iyi işleyen bir sistemin sadece “komut vericileri” olduğumuzu fark ettiğimiz bir kimlik krizi.

  • Ajan ekibinizi yönetmenin, gerçek insanlarla etkileşime girmekten daha fazla zaman alacağı bir gelecek ne getirecek?

  • Gerçekliği “rüyasında görebilen” dünya modelleriyle, doğrulanabilir kanıt (video/fotoğraf) kavramı efektif olarak yok oldu. Güven kelimesi kanıtlanabilir bir yerden giderek uzaklaşıyor.

  • Ajanlar sosyal hiyerarşiler ve “kişilikler” geliştirdikçe yasal ve ahlaki çerçevelerimiz sonuna kadar zorlanıyor.

Vertigo hissi artık bu yeni çağın yeni normali oldu. Hakkımızda hayırlısı…

Sıradaki yazılar