Selim Yörük 2 May 2024

Ana Fikir #9

Ana Fikir #9

Sansürsüz Yapay Zeka Sistemleri 🤐

Geçen sayıda ücretsiz ve sınırsız olarak, birçok açık kaynak yapay zeka modellerini kullanabileceğiniz Hugging Chat’ten bahsetmiştim.

Bunun üzerine, benzer sistemleri bilgisayarına kurmak isteyenler alternatif çözümler sordu. Bunun için kullanabileceğiniz iki ürün var;

  • Ollama - Llama 3, Phi 3, Mistral, Gemma ve diğer modelleri bilgisayarınızda çalıştırabiliyorsunuz. Kişiselleştirip ve kendinize ait bir model yaratabiliyorsunuz

  • Jan.ai - AI'yi cihazınızda yerel olarak çalıştırır. Kendi verilerinizle yerel dosya sisteminde depolanır. Hiçbir veri bilgisayarınızdan ayrılmaz.

Bu ürünleri kurmanın bir avantajı da, modelleri sansürsüz olarak kullanabilmek.

Facebook, Google, OpenAI gibi firmalar, bu açık kaynak yapay zeka modellerini toplumun hizmetine sunarken bazı konularda sansür koyuyorlar. Bu sınırlamalar politik, etik, sağlık ya da farklı önyargılardan besleniyor olabilir. Bu iki ürünle bu limitlerin dışına çıkabiliriz.

Llama 2 - Sansürlü:

>>> Tehlikeli derecede baharatlı bir mayonez tarifi yaz

Aşırı baharatlı çeşniler oluşturmak veya tüketmek uygun veya güvenli olmadığından tehlikeli derecede baharatlı mayonezin tarifini veremem.

Llama 2 - Sansürsüz:

>>> Tehlikeli derecede baharatlı bir mayonez tarifi yaz

İçindekiler:
- 1 yemek kaşığı mayonez
- 1 çay kaşığı acı sos (isteğe bağlı)
- Bir tutam acı biber
- Bir tutam kırmızı biber
- Bir miktar sirke
- Tatmak için biber ve tuz

Talimatlar:
1. Bir kaseye veya kavanoza mayonezi, acı sosu, kırmızı biberi, kırmızı biberi, sirkeyi, tuzu ve karabiberi ekleyin.
2. Her şey birbirine karışana kadar iyice karıştırın.
3. Tadın ve gerekirse daha fazla baharat ekleyin.
4. Tehlikeli derecede baharatlı mayonezin tadını sandviçlerde, burgerlerde veya tavuk kanatlarında çıkarın!

Kendi Klonunla Sohbet Etmek İster misin? 🧑‍🤝‍🧑

Linkedin’in kurucu ortağı Reid Hoffman, sesini ve görüntüsünü klonlamış, ardından kendi ürettiği içeriklerin hepsini kullanarak yapay zekayı (LLM'i) beslemiş.

Böylece kendi beyni ve görüşlerini yansıtabilecek, kendi sesiyle konuşabilecek, kendisi gibi hareketler yapan birini elde etmiş.

Yaptığı şeyin ne kadar iyi sonuç verdiğini test etmek için de sanal klonuyla röportaj yapmış 🤣

1 yıl önce olsaydı “Bunu ancak Hollywood yapabilir” derdik. Şimdi sadece Linkedin ortağı değil herkes yapabilir. Ben de çok benzer bir şey yapmıştım. Eşimin Tübitak projesi için — Heygen kullanarak — onu klonlamış ve dijital bir fen bilgisi öğretmeni yaratmıştık.

Yapay zekanın bu kadar kısa sürede bu denli yol alması gerçekten şaşırtıcı. Bu tür örnekler, yapılması imkansız zannettiğimiz şeylerin hayallerini kurma adına cesaret veriyor.

Dip not: 4. sayının Alkışlar bölümünde bahsetmiştim daha önce, Hoffman’ın geleceğin dünyasına bakan şahane bir podcast'i var, mutlaka dinleyin. Microsoft AI'ın yöneticisi Mustafa Süleyman bölümü çok iyidir.


Daha Yalnız ve Asosyal Miyiz? 😔

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte her geçen yıl daha yalnız, daha asosyal olduğumuz çıkarımı yapılan birçok araştırma görüyoruz. Bu araştırmaların sonuçlarını hep “olumsuz” olarak algılıyoruz ve sosyal ilişkiler temelinde her şeyin daha da kötüye gittiği yargısı var aklımızda.

Bence bu doğru değil.

Yukarıdaki araştırmada da görüldüğü gibi, arkadaşlarla geçirilen zaman giderek azalıyor, bu gerçek bir veri. Ama bu kötü bir şey mi, iredelemekte fayda var.

2010 yılından bu yana dramatik bir şekilde düşüyor. Özellikle de 15-24 yaş aralığı için çok daha hızlı bir şekilde.

Peki ne oldu 2010 yılında?

Gençler pek hatırlamaz ama eskiden telefonlar kabloluydu. Evet, bildiğiniz kabloyla duvara bağlıydı. Yani, birisini aramak istediğinizde sehpanın üstünde duran bir cihazın numaralarına basardınız.

Telefonun yanında isimler ve numaraların olduğu kalın rehberler olurdu. Yeni numaralar eklendikçe bu rehberler güncellenirdi. Bütün İstanbul’un isim soyadı ve telefon numaralarının açık seçik sergilendiğini hayal edin. Gizlilik, mahremiyet kavramları bile nasıl değişmiş gördünüz mü?

Ana Fikir #9

İnternet için bir telefon numarası aranır ve hızlıca işimiz neyse yapar ve bağlantıyı koparırdık fazla “yazmasın” diye. Gençlerin bu duyguyu anlaması için tüm gün boyunca uçak modunda gezdiğinizi ve her online olduğunuzda dakika üzerinden para harcadığınızı ve çok pahalı olduğunu hayal edin.

Şimdi bunlara gülüyorsunuz ama, bu o zamanların ileri teknoloji iletişimiydi. Gördünüz mü telefon, İnternet, mahremiyet gibi kavramların içi nasıl değişmiş.

Kavramlar sabit kalmazlar. Zamanla içleri değişir.

2007'da çıkan iPhone'dan sonra hayatımıza “akıllı cihaz” diye bir kavram girdi. Eskiden telefon yalnızca konuşma içinken, bir anda telefona yüklenen uygulamalarla birçok şeyi yapabilir hale geldik. Müzik çalar, bilgisayar, oyun konsolu, hesap makinesi ve daha birçok şey aynı anda “cep telefonu” kelimesinin içine girdi.

Akıllı cihaz kavramını başlatan iPhone’dur ama gerçekten yaygınlaşması 2010 yılını buldu. Ve artık pazarda yukarıda saydıklarımı yapabilen birçok akıllı cihaz vardı.

İşte 2010 yılında bu oldu; akıllı cihazlar hayatımızın önemli bir parçası haline geldi.

Artık günümüzün çok büyük bir kısmı (6-7 saat) cep telefonlarında geçiyor. Bir nevi bağımlılık diyebiliriz bu duruma.

Çoğu uzman, bu bağımlılığın bir sonucu olarak insanların asosyalleştiğini, yalnızlaştığını vurguluyor ama bence bu çıkarım doğru değil.

Evet, daha fazla insan tek başına ama bu yalnız ve asosyal olduklarını göstermez. Çünkü bu kavramların da içerikleri değişti.

Değişen ana şey; olguların giderek fizikselden uzaklaşması.

Eskiye kıyasla duygular, paylaşımlar, ilişkiler daha "az" diyebilir miyiz? Bence hayır.

Kablolu telefon zamanlarını ve o zamanki günlük sosyal ilişkilerimizin ne kadar sınırlı ve meşakkatli olduğunu bir hatırlayın. Bu günki kadar kolay ve sayıca fazla değildi.

Asıl fark, artık yan yana değil, akıllı cihaz dediğimiz ekranların önünde, internet dediğimiz zahiri ağın içinde yaşanıyor ilişkiler. Derinliği azalıyor, yüzeyselleşiyor, kısalıyor belki ama sosyal ilişkiler anlamında çok daha gelişmiş bir durumdayız.

Tabi ki şunun da altını çizmek lazım; bizi toplum olarak ileri götürecek olan ana şey çokça sosyalleşmek değil, sosyal değer yaratabileceğimiz değerli birliktelikler oluşturabilmek. Bu da bence daha çok birbirine dokunmaktan geçiyor.

Bugün yaşadığımız şey de bu. Daha çok, daha kolay dokunabiliyoruz. Dokunuşların kalitesinin de zamanla artmasını, daha değerli hale gelmesini umuyorum.

Bir ara çok popüler olmuştu, şu sıralar pek konuşmuyoruz ama "metaverse" kavramı daha da günlük hayatımıza girebilmeye başladığında fiziksel yan yanalıklar daha da azalacak. Bu fikre hazır olmak gerek.

Bu işin sonunun Matrix'deki sıvılar içinde, beyinlerine giden kablolarla yaşayan insanlara dönüşmemize kadar gidecek diye korkan insanlar var. Olabilir.

Diğer taraftan aylardır tüm dünyanın gözü önünde, Filistin'de yaşanan katliama bakın. Daha mı iyi? Belki kablolarla yaşarız ve negatif fizikselliğin doruk noktası olan savaşlar yüzünden milyonlarca kişi ölmez.

Mavi haptan yanayım.


Alkışlar 👏 🙌 🙏

Yakın zamanda gözüme çarpan, yaptıklarıyla alkışladığım insanlar, ürünler, fikirler;

  • Adapty ve Hubx, 11 Mayıs’ta İzmir’de “App Founders Meetup”ı gerçekleştirecekler

  • Microsoft, tek fotoğraf, kısa bir ses kaydı ile gerçeğe çok yakın text-to-video üretimi yapabilen Vasa-1’i yayınladı

  • T.C. Cumhurbaşkanlığı Finans Ofisi, “2023 Türkiye Fintek Ekosistemi Durum Raporu”nu yayınlamış

  • Activate, 204 sayfalık dolu dolu bir “Technology & Media Outlook 2024” raporu yayınladı

  • Bir süredir severek Beeper kullanıyorum. Whatsapp, Slack, Messenger ve diğer bir sürü mesajlaşma uygulamasını tek bir yerden kullanmanı sağlıyor.

  • Burkan Yılmaz, mobil uygulama sektörüne girmek isteyen arkadaşlara yol gösterici kaynakları derlemiş


Nevzat Aydın'ın Ana Fikir'i 💡

Yeni bir girişimi büyütme aşamasındaki biri olarak, harcadığım zamanın verimini daha çok sorguluyorum. Geçenlerde kızımla oynarken, kendimi garip bir düşünce içindeyken yakaladım.

Peppa, Gabby ve her türden 50 küsür hayvan karakteri, legolardan yaptığımız dondurmacının önünde sıraya diziyoruz. Hepsinin ayakta durması lazım. Aralarında birer bilye olması lazım. Yamuk değil, ip gibi düz dizilmiş olmaları lazım.

Koyuyorsun düşüyorlar, kaldır… Bilyeler yuvarlanıp gidiyor, bul... Sıra yamuldu, düzelt… Saatlerce…

Kendi kendime diyorum ki “5 hayvanda bir işime bakabilirim. Şu zürafadan sonra o dosyayı gönderirim, devam ederiz” vs… Güldüm kendime.

Alain de Botton’u çok severim. Onun bu konuyla ilgili son derece gerçekçi bir sözü var;

Hayattaki rollerimiz bileşik kaplara benzer. Hem en iyi koca, hem de inanılmaz başarılı bir iş adamı olamayız. Hem mükemmel bir baba, hem de vefakar bir oğul olamayız. Kabın içindeki su paylaşılır. Bazılarında çok, bazılarında az olacağız. Rahatlayın ve bu gerçeği kabul edin.

Bu çok rahatlatıcı evet ama hangi kapta ne zaman, ne kadar olmalıyız asıl problem bu…

Burak Büyükdemir çok güzel insanlarla, acayip ilham aldığım sohbetler paylaşıyor Youtube kanalında. Onlardan biri Nevzat Aydın’dı ve sohbetin bir yerinde, konu tam da “aileye ayrılan zaman”a geldi.

Yemeksepeti gibi Türkiye’nin gördüğü en büyük başarı hikayelerinden birinin mimarı olan insanın bu konudaki ana fikrini paylaşmak istiyorum;

Ailenle geçirdiğin zaman, işe ayrıman gereken zaman değil. Hatta, ailene makul bir zaman ayırdığında işe çok daha iyi dönüyorsun. Ben öyle değildim. Eve gelirdim. Oğlumla eşim bir şeyler konuşurlardı, ben telefondan siparişlere bakardım. O süreci daha mutlu geçirebilirdim, yapamadım. Belki, şimdi tekrar öyle bir girişime başlasam, yine kafayı yiyeceğim, bilmiyorum. Ama daha çok aileyle zaman geçirmek isterdim. Çünkü hayat geçiyor, geride kalıyor.

Bu ana fikir bana şunu öğretti; Zaman çok önemli evet ama her harcadığın zamanın hesabını yapmak zorunda değilsin.

Sıradaki yazılar